28 Şubat 2010 Pazar
26 Şubat 2010 Cuma
"YAŞANAN HERŞEYİN BİR SEBEBİ VARDIR"
1. Seni sen olduğun icin değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.
2. Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.
3. Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
4. Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
5. Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman ulaşamayacağını bilmektir.
6. Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.
7. Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
8. Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
9. Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.
10. "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.
11. Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.
12. Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
13. Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
Gitmek.
Her şeyi bu evde bırakıp baştan başlamak hayata.
Telefon konuşmalarını mesela.
Onları en güzel yağmurların ıslattığı pencerenin önünde bırakıp gitmek.
Sonra rüyalarım,
Onları da yatağımın yanındaki duvarda bırakmak.
Mutluluklarım,
Pencereden dışarı salıverilmiş ve gidip onları bana getirmeni beklercesine çam ağaçlarının dallarına takılan.
Gülüşlerim,
Aynaların derinliklerine kaçan.
Umutlarım,
En karanlık gecelerde beni terkeden.
Hayallerim,
Yıldızlardan daha parlak ve şimdi hatıralara sakladığım.
Gözyaşlarım,
Sana hiç değmeyen.
Bırakıyorum hepsini.
Yeni mutluluklar, yeni gülüşler, yeni umutlar, yeni hayaller istemiyorum senden başka.
Sadece bırakıyorum işte, sebepsizce˛˛
Mutluluk.
Çünkü; gereğinden fazla özler dünü,
Hakettiğinden fazla düşünür yarını
Ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü...
Her insan mutlu olamaz...
Çünkü; gereğinden fazla özler hayatından çıkanları
Hakettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri
Ve asla göremez yanıbaşındakileri...
25 Şubat 2010 Perşembe
Seni Seviyorum..
günlerden ne hatırlamıyordum..
ne zaman gözümü açsam geceye denk geliyorum..
günlerdir gündüzlerime ne oldu diye düşünürken...
aklıma sen düştün yine..
Kimsenin tanımadığı Bir sahil lokantasında.. tanımadık insanlara seni fısıldıyordum.. oysaki..
Oysaki ben kurduğun bütün tuzakları tapınak bildim..
nereye düşürdüysen gülmelerini..hep
dizlerimde gülen yaralarım...
sen değil ben hep kendimi yaraladım..
bugun.. heryerde bi heyecan var..
biliyorum..
tek başıma ıslak kaldırımları sayarken heryerde gördüğüm kalp çarpıntılarını daha bir içimde hissediyorum..
kırmızı güller daha bir heyecanla satılıyor kaldırım kenarlarında..
insanlar daha bir sıkı sarılıyor sevdiklerine..
son kez sarılır gibi..
Eli yüzü çizik dolu küçük bir çingene kızı yanastı yanıma....
Sevgililer günün kutlu olsun dedi..
hiçbir günün diğerinden farkı yok sen yokken..
bugunun ne özelliği olacak ellerim boşlukta gezinirken..
Bugun..
birini sevmek için değil.. Sevgini göstermek için var..
Ah sevgilim..
Sen beni birde başkasını sevemezken görseydin..
Sevmeyi beceremezken..
Elinin elimin içinde terlemesinden anlıyorum..
Ben hala...
Seni seviyorum...
Ask.
YollarÖnümüzde yine sokaklarKalabalık, gri kaldırımlarİnsanlarİnsanlarYalnız ve umutlu BittiBitmez dediğimiz masallarElimizde kalan yalanlarUfalmışİncinmişOyunlar ElleriSanki hep ellerimdeKalbiKalbimdeVe gözlerinden akan yaş Sanki içimdeKırık bir cümleHala içimdeYağmurSesini duyunca sendeBeklersin, pencerendeBelki geri gelir diye Elinde yüzünde rüzgârOynatır hüznü içindeBembeyaz karElleriyleDokunur yorgun yüzüne BittiSevdiğin o şarkı şimdiKaybolmuş bir çocuk sesiUnutulmuş gibi Bir kuşun kanadındadır aşkŞimdiKayan bir yıldız gibiOrtasından delerGeceyi
Hayat.
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı, asla. Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim, daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler, daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu. Hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten: Anlar sadece anlar
Sizde anı yaşayın.
Eğer yeniden başlayabilseydim.
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır.
Çocuklarla oynardım. Bir şansım daha olsaydı eğer.
Ama işte seksen beşindeyim ve biliyorum...
Ölüyorum.
Jorge Luis BORGES
Masallar ve Gökten Düsen Elmalar..
Hayaller.
Silebilecek misin yaşanmışlıkları.
Ben de gelmeyecek miyim yüreğinde, gittiğin her yere?
Gidecek misin?
Yitecek misin?
Yitirecek miyim senden kalan ne varsa.
Bu kadar kolay olacak mı?
Nereye kadar kaçabileceksin kendinden, yüreğinden, benden?
Bir son var mı gerçekten bizim için.
Sensiz bir son yazmamıştım ben hayallerime..
Geriye Kalan.
Onu büyüten zamanken; seni büyüten aşk olur, acı olur.
Sen değişmezsin. O değişir, sevgisi değişir..
o aşık olduğun bakışlar değişir.
Yerinde taştan bi adam; sadece bakıyor olmak için bakan gözler bulursun..
Ve bunun acısı da sana kalır.
Sen içindeki aşkla yanarken onun buz gibi gözlerine bakamazsın.
Baktığında görmeye alışkın olduğun sevgi tutku aşk..
Bunları bulamadığında buna katlanmayı öğrenmek de sana düşer..
O sessizce zamanla değişirken, sen zamanın getirdiği acılarla değişmek zorunda kalırsın..
Onsuzluk fikriyle yaşamaya çalışırsın..
Sen onunla gittiğiniz yerlere gidemez,
Kokusunu duymamak için nefes almadan yaşamayı denerken,
Anıları içinden atmaya çalışırken..
Görürsün ki o mutlu.. Her şeyi silip atabilmiş içinden.. tek kelimeyle..;
BİTTİ.
O seni bitirmiş.. Ve yeni başlangıçlar yapmış çoktan..
O büyük aşktan geriye kalan bu mudur?
Bu büyük aşıkların hak ettiği son bu mudur ?
Ya da sonu böyle biten bir şey gerçekten aşk mıdır?
Aşk var mıdır ??
Karısık.
Ben aynı anda mutluluğu yaşarken aynı anda acıya tadanım.
Ben senin yarattığın, görmediğin, duymadığın, bilmediğin esirinim.
Sen bilmiyorsun.. Her şey ve herkes aklımdan geçiyor da bir tek sen kalıyorsun..
Tutuklu kalıp, vazgeçememek düştü ellerime kaderden.
Neye sahip olduysam, hiç kaybetmeyecek gibi tutundum ellerine.
Oysa her “Benim” dediğim haber bile vermeden gitti.
" Seni almadan içimden nasıl giderim?”
Gelseydin eğer kendimi bile kovardım yanımdan
Gelmedin yine kendimsiz kaldım ardından…
Ruh ölünce cesedi beden taşıyor sırtında
İki büklüm acılarla …
Patlasam her yere acı sıçrayacak biliyorum
Patlamamaya hazır bir bomba oluyorum
Ben mi çok yorgundum sen mi çok dinç?
Bende mi eksikti sen de mi fazlaydı sevinç?
Dilsizler yalan söyleyemez anladım,
Ya ben konuşamadım ya sen sağırdın!
Her şeye rağmen bana öyle çok sığdın ki
İçimde kimseye yer bırakmadın
“Gittin değil mi?
Şimdi ne desem kar yağıyor…”
-bu da ötekiler gibi kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden yaşayıp gidecek..
Sevmiyorum de çek git! Ama sevdiğimi sandım deme..
Hayatının bir diliminde olma pahasına sensizliğin kınasını her gece yaşayarak sabah seni kaldığım yerden sevmeye devam ederim..
ßen seni sevmeyi seçerken başkasının yaşamını yaşama bedelini seçtim..
Ben aşkı kırmızı bilirim, sevgilinin göğüslerine dokunan elin yüzüne taşıdığı kırmızıdan, ayrılıkların açtığı görünmez yaralardan kanayan kan kırmızısından bilirim aşkı… Âşıktık ve aşk hep başka bir şeydi…
Geri gel.
Ha ha!
Beni istiyorsun ha? beni?
herşeyimle beni? …
Ha ha!
Ve işkence ediyorsun bana, delisin ya işte,
gururumu kırıyorsun işkencenle?
Sevgi ver bana kim ısıtır ki beni daha?
kim sever ki beni daha?
..
Hayır!
gel geri!
bütün işkencelerinle birlikte geri gel!
Bütün gözyaşlarım sana akıyor,
yüreğimin son alevi seni aydınlatıyor.
Gel, geri gel, tanınmaz sevgilim!
Acım benim!
son mutluluğum benim! …
_______
Yalnızlığım affedecekmisin beni?
Hayır! Her tarafındayken onun izleri
Kalbindeyken onun sevgisi
Beraber olamayız..
Beni gerçekten özleyince
Döneceksin geri…
Git.
Git..
Umutluyum artık..
Ağlamaklı sözle beklemiyorum seni..
Ruhum yorgun ama kanatlarımı acıyla çırpmak bile haz veriyor.
Git..
Bakma istersen arkana.
Ne fark eder ki ?
Başladığım gibi son buluşum yine sende.
Ben seni sevdim sadece bu…
Hani derdin ya ‘Sevgili için ölünür ama sevgili gitti diye ölünmez!..’ Evet biliyorum artık.
Acım kanar ama kışın soğuğunu içime çekebiliyorum.
İşte bak yaşıyorum.
Değişmedi hiç birşey yine mutsuz yine eksik yine sensiz hep seni arayışlarım.
Ve Sen Gidiyorsun;
Onca çırpınışlarıma, “SENİ SEVİYORUM” demelerime ve gözyaşlarımı dökmeme rağmen arkana bir an olsun bakmadan gidiyorsun işte…
Ve ben gidiyorum;
Bu çivisi çıkmış dünyayı sana bırakarak, beddularımı üzerinde tutarak ve son nefesimde bile olsa “SENİ SEVİYORUM” diyerek gidiyorum işte, gidiyorum….
Ve Sen Gidiyorsun….
Ve Ben Gidiyorum…
Bilmiyorsun seni ne kadar çok sevdiğimi
Bilmiyorsun senin için neler feda ettiğimi
Bilmiyorsun senin için nelere katlanabileceğimi
Ve bilmiyorsun seni unutmanın seni sevmek kadar zor olabileceğini..
Ama ben biliyorum senin beni hiçbir zaman sevmediğini
Ama ben biliyorum senin için hiçbir şey ifade etmediğimi
Ama ben biliyorum bütün bunlara hiç değmediğini
Bunları bile bile seni hala sevmek ne kadar da zormuş
Keşke söyleseydim sana hemen gözlerimin senden başkasını görmediğini
Keşke izleseydim biraz daha henüz bu kadar canımı yakmazken gözlerini
Keşke bilseydim bu aşkın bu kadar çok acı verebileceğini
Ne kadar da zormuş bir zamanlar beni öyle mutlu ederken şimdi böyle çok ağlatman beni
Eski Sevgili
eski sevgili mecbur kalınmadıkça aranmaz. / yeni sevgili bol bol aranır, mesaj atılır.
eski sevgili şaka kaldırır, sizi anlar, tanır. / yeni sevgili her boku kaldırmaz.
eski sevgili kıskansa da belli etmez. / yeni sevgili ağzınıza sıçabilir.
eski sevgili pizza sevmediğinizi bilendir./ yeni sevgili pizza yemeye gidelim diyendir.
eski sevgili can simidi gibidir, sizi kurtarır. / yeni sevgili en başından zora gelirse, sizi batırır.
eski sevgili sevgidir. / yeni sevgili aşktır. 'olm bu sefer farklı valla' denilendir.
eski sevgili ile görüşmek sansasyonlara neden olur. / yeni sevgili ile görüşmek pek ilgi çekmez.
eski sevgili halinizi hatrınızı sorandır. / yeni sevgili 'bu akşam napıyoruz?' diye sorandır.
eski sevgili kolaydır. / yeni sevgili zordur.
eski sevgili şarap gibidir, yıllandıkça tatlanır. / yeni sevgili rakıdır, susuz içince morartır.
eski sevgili her an sevişilebilme ihtimali olandır. / yeni sevgili sevişmesi umut edilendir.
eski sevgili yanında kasılınmayandır. / yeni sevgili kasım kasım kastırır.
eski sevgili tuttuğunuz takımı tutmaz. / yeni sevgili takım tutmaz.
eski sevgili candır, canandır. / yeni sevgili batudur, mervedir.
eski sevgili sevgilisinden ayrıldığında ilk önce sizi deneyendir. / yeni sevgili ayrıldığında artık eski sevgilidir.
eski sevgili yeni sevgilinizi beğenmiyendir. / yeni sevgili eski sevgililerinize pek çaktırmadan tahammül edemeyendir.
eski sevgilinin kusurlarıyla alay edilebilir, güçlüdür o. / yeni sevgili böyle şeylere hazırlıklı değildir
Baglanmayacaksın
Seninle Olmanın En Güzel Yanı
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...
Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.
Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..
Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...
Can YÜCEL*
Zor Ask
Annem babam ellerinden geleni yaptılar
yönlendirmek için beni.
Ancak sorunlar ve içki yok etti kolay sevgileri,
Ve bildiğim tek sevgi oldu zor sevgi.
Zor bir sevgiydi bu günün her saatinde,
Bir milyon yıl uzakken Noel doğum günüme,
İkisi arasındaki korku gözyaşı kattı
çocuk eğlencelerime,
Evet sevgi vardı baba evimde, ama zor sevgi.
Ve senin saygılı tutumunu anımsıyorum ben denedikçe
İçimdeki aşkı kibarlık içinde gizlemeye.
Ve hüzünlü bir şarkı
eşlik ediyordu neşeli her bir tanesine,
Bu kolay bir hafta sonu değil, bu zor aşk.
Zor aşktı, zordu her adımı atmak,
Zordu sana yakın olmak, daha da zordu uzaklaşmak,
Ve yok olunca bugün bütün
yıldızlar ve duygusal şarkılar azalarak,
Şarkısını söyleyecek başka ne
kaldı ki,yalnızca zor aşk.
Cesaretin ve zarif utangaçlığın için sevdim seni,
Ve gülüşün ve konuşman ve adın için sevdim seni,
Ve olanaksız olduğunu bile bile gene de sevdim seni,
Oysa sana verebildiğim tek bir aşk vardı, zor aşk.
Zor aşktı, biliyorum zordu senin için,
Sana sunabildiğim
tek aşk gösteremediğim aşk olduğu için,
Seni seven kalbi
bağışladın dönüp gitmek isteyince sevgilin,
Arkasında yalnızca bir tek seyin anısını bırakarak:
Zor aşk..
İşte şimdi
bu telefon kulübesindeyim, bir jeton elimde,
Kaygılı ruhunu rahatlatmak için
ne diyeceğimi bilmesem de,
Tanrı bizi kurtarsın,ama harcıyoruz zamanımızı
kendi adaletimizde,
Ve bunları birbirinden ayırt etmek daima zor, ah aşk.
İşte çok uzaklarda olsam da söylüyorum seni sevdiğimi,
Ve günler geçtikçe beni nasıl değiştirdiğini,
Kendimi kabul etmeme nasıl yardım ettiğini ve
şunu da unutmayacağım eklemeyi,
Aşk asla boşa gitmez, hatta olsa bile zor aşk.
Evet bu zor aşk, ama aşk işte gene de,
Bir düş ürünü değil, basit bir oyundan öte,
Ve adını hak eden tek mucize,
Çünkü çoğu kez yaşamlarımızı sağaltan aşktır zor aşk.
Bob FRANKE
Masal.
İşte o masal;
Her masalın ,her söylencenin uzun uykusunda bir uyanma vakti vardır.Ve o gelmeden girişilen her eylem bir serüven yalnızlığı olarak kalır.
Öyle anılır.
Ve yüzyıl sonra vadesi erişip bir prens çıkmış ortaya.Masalın ve yüzyılın kendisine verdiği bu görevi seve seve üstlenmiş;
zaten uyuyan güzel hakkında yüzyıldır söylenegelenlerin etkisinde daha onu görmeden deliler gibi tutulmuş ona.Kendisine verilmiş misyona mı,uyuyan güzele mi aşık olduğunu ayıredemeyecek kadar toymuş o zamanlar.
Böylelikle hayranlığın ,sevginin,sevdanın,aşkın,c
Ve prens dudaklarında yüzyıldır beklettiği öpücüğüyle birlikte saraya doğru
yollandı.
Masalına kahraman olma zamanı gelmişti.
Prensesin odasına geldi.Prenses uykusunun içersinde batık bir gemi gibi gizemliydi.Uykusuyla bütünlenmiş güzelliğine,efsanesinin güzelleştirdiği yüzüne uzun uzun baktı Prens.
Çok uzaktan ,çok uzaklardan,tam yüzyıl sonrasından baktı.
Sonra kararını verdi:
Aradan yüzyıl geçse de uyandırmayacaktı onu.
O gün gelse de.
Uyandırdığında bu sevdanın,bu büyünün,bu tılsımın bozulacağını biliyordu çünkü; bir bakış,birkaç söz,bir dokunuş herşeyi bozacaktı.Sevmek suskunluktu, sevmek kesin sessizlikti,sevmek uzaklıktı,sevmek dokunamamak,erişememek, sevişememekti.
Ya da yüzyıldır böyle öğretilmişti sevmek.
Gözlerini açar açmaz ,yüzyıldır gördüğü düşlerin anımsayamadıklarından ve o düşlerin tümünden,sızıya benzer bir duygu olacaktı kalakalmış olan.
Biliyordu bu sızı hep olacaktı.Kaldı ki,o düşlerin tümüne egemen olan ortak motifler,zaman zaman,yani yaşadıkça;yaşamını,ilişkil
O düşlerin tümü anımsanmak içindi.Sonsuz bir anımsayıştı herşey;anımsayış ve unutuş.
Ömrünün bundan sonrası düşlerinde gördüklerini yaşamakla geçecekti.İnsan uzun uykulardan sonra yalvaç bir yalnızlığa uyanıyor.
Aradan yüzyıl geçtikten sonra hiçbir uyanış mutlu olamaz.
Benim için artık çok geç kalmış bir sevgi bu,ben seversem yüzyıl öncesinin sevgisiyle seveceğim,o severse, beni üzerinden yüzyıl geçmiş bir sevgiyle sevecek.Aramızda kaç takvimin uzaklığı duruyor.
Bir öpücük,yalnızca bir öpücük bu uzaklığı kapatmaya yeter mi?
Sevgi,
Zehirli bir düşün,büyülü sözcüğü...
Öte yandan sevmek göze almaktı,sonuna dek gitmekti,gidebilmek yürekliliğiydi. Biliyordu prenses uykusundan uyandığında,ya da uyanır uyanmaz onu eskisi kadar sevmeyecekti.
Çünkü sevmek sessiz ve tek başına birşeydi.Sevmek yalnızlıktır.Onu eskisi kadar sevemeyeceğinden korkuyordu.
Onu uyandırmaktan korkuyordu.
Eskisi kadar sevemeyecekti,belki de hiç sevemeyecekti.
Çünkü arada o orman, o karanlık,o geçit vermez,o giz olmayacaktı artık.İşte odasında duruyordu.
Duman inceliğinde bir boşluk dolanıyordu yüreğini.
Arada ne ormanın, ne de yüzyılın karanlığı olmadan onu nasıl sevebilirdi?
Bu kadar büyük sorumluluğu yüklenebilirmiydi?
Sevmenin zahmetini,birlikte omuzlanacak olan zahmeti yüklenebilirmiydi?
Paylaşmaya,tartışmaya,özve
göğüsleyebilir,götürebilir
Sevmek imkansızlıktı.
Kendimizde beslediğimiz,kendimizde büyüttüğümüz,kendimizde saklı duran bir şeydir sevmek.
O hep bizdedir,bizledir,usul usul biriktiririz onu,içimizde yığılı durur.Ve günün birinde ansızın karşımıza biri çıktığında sanırız ki içimizden boşalıveren bütün bu duyguları o taşımıştır bize.
Sevmek,kendi kendimizi büyülemektir; kendi kendimize yaptığımız büyü.
Oysa yeniden başlayacaktır arayışlar,pişmanlıklar,yan
Herşey "tamamlanmak" içindir.Çoğu kez ölümün tamamlayıcı ellerine dek aynı umut, aynı arayış,aynı çırpınış ve aynı perişanlıkla sürükleniriz.
Gözümüz arkada kalmıştır.
Ansızın anladı ki uyuyan güzelin kendisini değil,masalını seviyordu Prens.
Masalın bittiği yerde hayat başlar.
Liste.
Benim için, senin listeni…
Bir liste hazırla. Yaz alt alta; yaptıklarını düşünerek, bugüne kadar…
De ki: “Sen olmasaydın, şunu yapmazdım!…”
*
Ben olmasaydım yapmayacağın şeylerin listesini sırala alt alta veya eğer ben olmasaydım hayatında, bu şekilde yapmayacağın şeyleri sırala… Ben olduğum için yaptıklarını/yapmadıkların
Önce kendin için yap bunu, bana gösteremesen bile!..
Ya da bir kendin için yap, bir de benim için. Ayrı ayrı…
*
Bunlar, bencilliğin ve sencilliğin listesidir, ama daha da derini; bizcilliğin!..
Mühimdir;
Sadece zihnimizde kalsa bile…
*
De ki: “Sen olmasaydın hayatımda, şu işi bu şekilde yapmazdım; sen olduğun için o şekilde yaptım… Sen olduğun için filan yere gitmekten vazgeçtim… Sen burada olduğun için yanında kalmayı seçtim… Sen hayatımda olduğun için…”
*
Listelerin birinde beni kandırabilirsin emin ol, ve rahat ol; hatta kandırmaya çalışmanı da dilerim…
Ama kendi listen, yutulmuş jiletler gibidir; kırmızı izler bırakır zamanla, içinin yollarında!..
*
Sevmek; ateşi tutmaya benzer…
Sevmek; ateşi yutmaya benzer; yutmazsan, elinde tutamazsın!..
*
Hadi… Bir liste yap bana; ve kendin oku!..
Sendeki değerim işte budur!..
Ask-ı Memnu -60.Bölüm-
Bihter: Ben niye defalarca bitsin dediğim halde kopamıyorum senden? Kaç kere kesin karar verdim uzaklaşmaya senden. İki adım öteye bile gidemedim. Her seferinde daha hızlı bir şekilde geri döndüm, yine kollarında buldum kendimi.
Behlül: Ellerimden tüy gibi uçup gidiyorsun bazen. Canım yanıyor o zaman. Ben de hırslanıyorum, hırçınlaşıyorum. Beynimden uzaklaştırmak istiyorum seni. Çekip almak.
Bihter: Tango yapar gibi birbirimizin etrafında dönüp duruyoruz. Bir uzaklaşıp bir sarılıyoruz. Nasıl bir büyü bu, nasıl bir tutku? Bazen sakin, bazen hırçın. Tam bitsin artık sessizlik istiyorum derken yükseliyor yeniden. Birileri etrafımızı çevirmiş bizi izliyor, biz dans ediyoruz. Ne kadar sürecek bilmiyorum ama içimizdeki müzik bitmeden sahneden çekilmeyeceğiz bunu biliyorum.
Gece Nöbeti
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramizdaki uzakligin karanliginda..
Geceler kisalip..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyilestiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..
Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dag kislalarinda..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmus yollara..
Isigi hafif..uykusu agir koguslarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çig gibi büyüyorsun rüyalarimda..
Sevgilim sevgilim
Yildizlari daha büyüktür bazi gecelerin
Nöbet kadar yalnizken ögreneceksin bunu da..
Artik daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca askin ögretemedigini..
Kolay degildi..
Yalnizca sevgilimi degil..evladimi da kaybettim ben..
Kaç aci birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardir insanin hayatinda..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
Iyi ol..
Sag ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..
Murathan Mungan ~
Herkes ve Birkac Kisi
Güneş ısıtır herkesi..
Mevsimler, herkes içindir..
Yalnız çığ altında kalan,
Sele kapılan, her zaman birkaç kişi..
Herkes içindir aşk da, ayrılık da..
Yalnızca bir kaç kişi ölür acıdan..
Eskiden ölümle tartılırdı, ayrılık..
Kiminin hayatı yalnızca unutkanlıktan.
Her şey, herkes için degildir oysa..
Kimi hiç birşey öğrenmez karanlıktan,
Yalnızlığı kullanmayı bilnez, kimi..
Kimi ayrılamaz karanlıktan..
Yağmur herkese yağar,
Ama çok az insan tutar, yağmurun ellerini...
Onca şarkı, onca filim, onca roman..
Ama sevmeye yetmez, herkesin kalbi..
Çığ altında kalan, sele kapılan,
Aştan ve acıdan ölen,
Bir kaç kişi dünyayı başka bir yer yapmaya yeter..
Aslında, onların hikayesidir anlatılan..
diğerleri dinler, seyreder, geçer gider...
Geçer gider herkes..
Hikayelerdir, geriye kalan..
Kırmızı.
kendini tanımanın korkusu
sürekli bir canlı yayındasınız
girdabı olmayan yüreğin sireni duyulmaz elbet
mekanlar lunapark, hayat çarpışan otomobiller
görüntünün kumbarasında hafızanız beş kuruş
alarma yakın hiçbir kırmızıya düşmemiş yolunuz
Bindiğin düş atı yorulmuş oysa
Üstündeki binici çoktan değişti sana sormadan
Kendine uygun bir ayna bile bulamadan
Kalakalırsın baktığın boşlukta
Bakarsın baktığın kadarsın
Bundan sonrası
Geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı
anlarsan, anlamanın
anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın
İşte şimdi Kırmızı!
Kimse.
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
tamamlanmamış haritasında
define ve varlık
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
bir gün birbirini bulmanın umuduyla
gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bende
hep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı
fikirler de zamanla değişir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir
zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
her şiirin gizi başka bir şiirle
açıklar kendini
demiştim ya, hep öyle oldu bende
böyle katlandım kimsesizliğe
o birini ararken bile biliyordum
hiç kimse hiç kimse hiç kimse
MM
Ben, senin bunu okurken parmağınla yanağına dokunduğunu, gözlerini hafifce kıstığı,görmeyeceğim.
Elimin uzanamadığı ellerine kelimelerimle sokulmaya çalışmamın, kırılgan harflerden kurulmuş görünmez bir köprüden sana doğru yürürken düşmekten böylesine korkmamın, sana tek bir bakışla anlatabileceğime inandığım ve bir çoğunun belki bir ismi bile olmayan bir çok duygunun her birine isimler bulmaya uğraşmamın beni nasıl yaralayıp yorduğunu bilmeyeceksin.
İlerde bir gün bana çok karmaşık ve anlaşılmaz gözükecek olsalar da şu anda bana ,kendime saplamak için elimde tuttuğum çelik bir bıçak gibi sade ve içmeye hazırlandığım zehirli bir su gibi berrak gözüken duygularımın, keskin ve yakıcı tadını onların üstünü örten sözcüklerin altından çıkarıp çıkarmamakta duyduğum kararsızlığı da herhalde sana hiç anlatamayacağım.
Halbuki bütün korkunçluğu sadeliğinde gizli olan duygularım o kadar açık ki.
Yorulduğumda, bıktığımda, yenilginin tam kıyısında durduğumu hissetiğimde, beni sadece seni düşünerek iyileştirebiliyorum.
Yalnızım.
Benim yalnızlığımı ve kendimi yalnız hissetmemin yalnızlıktan da kötü olduğunu anlayacak senden başka kimse yok.
Ve sen de yoksun.
Belkide hiç olmayacaksın.
Sözcüklerden oluşturmaya çalıştığım bir köprüden sana ulaşmaya çalışacağım.
Ve biliyor musun, sen bütün bunları okurken, ben yazdıklarımı şakacı gülüşlerimle reddeceğim.
Beni bir gün görürsen, gördüğünün bu satırları sana yazan ben olduğuma inanmayacaksın.
Duyduğum aşkı, özlemi ve bunları duymaktan duyduğum korkuyu güvenli bir duruşun ardına saklanacağım.
Yüzümde satırlarımdan bir iz aradığında, onlar orda ormayacak.
Seni nasıl özlediğimi hiç işitmeyeceksin, sıradan bir 'Nasılsın' sözcüğü saklayacak o özleyişi.
Ama bütün bunlar, bu sahte kibir, bu şakacı gülüş, bu sıradan 'Nasılsın' sözü, bu güvenli duruş, içimdeki sesi dindirmeyecek.
Aralarında dolaştığım kalabalıklar içinde benim yanlızlığımı gören ve kendimi yanlız hissetmemin yanlızlıklardanda kötü olduğunu sezen bir tek sen varsın.
O kadar sade ki duygularım.
Kırılgan bir köprüden sana doğru yürüyorum.
Sana ulaşamazsam, sesim ve kelimelerim sana değmezse ve bir daha ellerini tutamassam, işte o zaman, korkarım sonsuz ve sensiz bir boşluğa yapayalnız düşeceğim.
Beni tut, herşeye rağmen tut.
Eylül Akşamı
Gözlerin umutlardan bir haber veriyor
Aşık olacak gibisin,gözlerinde atıyor kalbin
Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun
Aşık olacak gibisin,gözlerinde atıyor kalbin
Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun
Yürüyorsun,yürüyorsun
Yorgunsun akan sudan daha çok yorgunsun
Yalnızsın bir damla kadar göl içinde yalnızsın
Aşka dönecek gibisin,gözlerinde atıyor kalbin
Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun
Aşık olacak gibisin,gözlerinde atıyor kalbin
Ve bir eylül akşamında yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun
Yürüyorsun,yürüyorsun
~
20 Şubat 2010 Cumartesi
Kırmızı
kaypak manşetler, sağır katalogları, karnaval biletleri
kendini tanımanın korkusu
sürekli bir canlı yayındasınız
girdabı olmayan yüreğin sireni duyulmaz elbet
mekanlar lunapark, hayat çarpışan otomobiller
görüntünün kumbarasında hafızanız beş kuruş
alarma yakın hiçbir kırmızıya düşmemiş yolunuz
Bindiğin düş atı yorulmuş oysa
Üstündeki binici çoktan değişti sana sormadan
Kendine uygun bir ayna bile bulamadan
Kalakalırsın baktığın boşlukta
Bakarsın baktığın kadarsın
Bundan sonrası
Geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı
anlarsan, anlamanın
anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın
İşte şimdi kırmızı!
